Arabuluculuk, sistematik teknikler uygulayarak tarafları bir araya getiren, onların birbirini anlamalarını ve çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlayan, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla yürütülen bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.1 Arabulucunun rolü, hâkimden farklı olarak karar verme değil, tarafların kendi çözümlerini üretmesini kolaylaştırmaktır. Ancak bu rolün kapsamı, sürecin türüne ve benimsenen modele göre değişir.
Dava Şartı Arabuluculuk – İhtiyari Arabuluculuk Ayrımı
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK), arabuluculuğu esas itibarıyla ihtiyari bir yöntem olarak tanımlar. Zaman içinde yapılan değişikliklerle bazı uyuşmazlık türleri için arabuluculuğa başvuru, dava açılmadan önce yerine getirilmesi zorunlu bir dava şartı hâline getirilmiştir: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.5/A ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.73/A hükümleri bu doğrultudadır.2 Bu süreçte arabulucuya başvurulmadan açılan dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir.
Önemle belirtmek gerekir ki, arabuluculuğun dava şartı olarak düzenlenmesi yalnızca sürece başvuruyu zorunlu kılar; sürecin devamı ve anlaşmaya varılıp varılmaması tamamen tarafların iradesine bağlı kalır. Anayasa Mahkemesi de bu zorunluluğun hak arama özgürlüğüne aykırı olmadığına hükmetmiştir, çünkü taraflar süreci diledikleri an sonlandırabilir ve her hâlükârda yargı yoluna başvurma imkânı açık kalır.3
İhtiyari arabuluculuk ise tarafların herhangi bir kanuni zorunluluk olmaksızın, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıkları bakımından kendi iradeleriyle başvurduğu süreçtir. Kanuni bir dava şartı baskısı bulunmadığından, taraflar süreci daha esnek biçimde şekillendirebilir; bu esneklik, arabulucunun sürece katabileceği yöntem ve teknikler bakımından da daha geniş bir alan doğurur.
Kolaylaştırıcı ve Değerlendirici Model Ayrımının Kökeni
Arabulucunun rolüne dair en çok başvurulan kavramsal çerçeve, Leonard Riskin’in 1996 tarihli “Understanding Mediators’ Orientations, Strategies, and Techniques: A Grid for the Perplexed” makalesiyle literatüre kazandırdığı “kolaylaştırıcı–değerlendirici” ekseni olmuştur.4 Riskin, 2003 tarihli izleyen çalışmasında bu ikili sınıflandırmayı gözden geçirerek “yönlendirici–ortaya çıkarıcı” spektrumuna dayanan güncellenmiş bir çerçeve sunmuştur.5 Türk hukuk literatüründe de bu ayrım, arabulucunun rolünü ve sınırlarını tartışan çalışmalara konu olmuştur.6
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın temel eğitim kitapçığı, arabuluculuğu faaliyetine göre üçe ayırır: kolaylaştırıcı, değerlendirici ve dönüştürücü arabuluculuk.7 Aşağıda ilk ikisi ele alınmaktadır; dönüştürücü model ise tarafların güçlendirilmesine ve ilişkinin onarılmasına odaklanan, daha çok akran arabuluculuğunda kullanılan ayrı bir yaklaşımdır.
Kolaylaştırıcı Arabuluculuk Modeli
Kolaylaştırıcı arabuluculuk, tarafların uyuşmazlığın çözümünde ortak menfaatlerinin bulunması üzerine yapılandırılmış bir modeldir. Arabulucu, tarafların pozisyonlarının altındaki ihtiyaç ve menfaatleri bulmaya odaklanır, çözüm seçeneklerini değerlendirmelerine yardımcı olur; ancak kendisi çözüm üretip bunu taraflara empoze etmez. Kural olarak hukuki değerlendirme yapmaz, tavsiyede bulunmaz; tartışmalara mümkün olduğunca az müdahale eder ve daha çok yön verir. Sıklıkla başvurulan teknikler şunlardır:
- Aktif dinleme ve yansıtma: Tarafın söylediklerinin özetlenerek geri verilmesi.
- Yeniden çerçeveleme: Pozisyonel ifadelerin, altta yatan çıkarı ortaya çıkaracak tarafsız bir dille yeniden ifade edilmesi.
- Açık uçlu sorular: Tarafları kendi çözüm önerilerini geliştirmeye yönlendiren sorular.
- Ortak zemin tespiti: Pozisyonlar arasındaki farkın gerisinde yatan ortak menfaatlerin görünür kılınması.
Nitekim HUAK’ın hazırlanmasında da esas alınan model kolaylaştırıcı modeldir; arabulucu sürecin sonunda çözüm önerisinde bulunabilse de bu, kanunun asıl öngördüğü rol değildir.
Değerlendirici Arabuluculuk Modeli
Değerlendirici arabulucu, tarafların uyuşmazlıktaki zayıf ve güçlü yönlerini belirterek, olası bir dava sonucunda hâkim veya hakemin nasıl bir karar vereceğini öngörmek yoluyla tarafların uyuşmazlığı çözmesine yardımcı olur. Dosyanın içeriğini değerlendirerek teknik ve hukuki bilgi sağlayabilir. Bu yöntem, tarafların ilişkisinin önemli olmadığı ve hızlı bir çözüm istendiği hâllerde tercih edilir; tarafların menfaat ve ihtiyaçlarından çok haklarına odaklanır. Amerika Birleşik Devletleri’nde hâkimin yaptığı sulh konferansından esinlenerek ortaya çıkan bu model, “formüle edici arabuluculuk” olarak da anılır. Öne çıkan teknikler:
- Gerçeklik testi: Tarafın pozisyonunun, olası dava sonucuyla karşılaştırılarak sorgulanması.
- Risk ve maliyet analizi: Yargılama sürecinin süre, masraf ve sonuç belirsizliğinin taraflara aktarılması.
- Uzman görüşü paylaşımı: Tarafların açık rızası üzerine teknik/hukuki değerlendirme sunulması.
- Öneri geliştirme: Müzakere edilebilir somut çözüm önerilerinin formüle edilmesi.
Bu modelin uygulanabilirliği, tarafların açık rızasına ve arabulucunun tarafsızlığını zedelememesine sıkı sıkıya bağlıdır; bu nedenle tarafların iradesinin daha geniş şekillendiği ihtiyari arabuluculukta daha uygun bir zemin bulur.
Sonuç
Arabulucunun rolü, sürecin türüne ve benimsenen modele göre değişen dinamik bir işlevdir. Her iki modelin ortak paydası, nihai kararın her zaman taraflara ait olduğu gerçeğidir.
